Alptuğ Dağ Kimdir
Alptuğ Dağ Kimdir
Her şeyim burası benim, iyi günlerimden kalan tek şeyim, yazık ki kötü günler için aynı teklikten söz etmek mümkün değil. Çok sevdiğim Murat Menteş "Herkesin bir hikayesi olmalı." demişti ve benim de bütün hikayem burada saklı, hayatımın tümü…
Bu hikaye o çok sevdiğim "boyalı kuş" şarkısının başrolünde olduğumu ayıktığım zaman başladı. Kimsenin beni anlamadığı ve belki de buna cesaret edemediği zamanlara girdiğimde açıkçası fazla küçüktüm. Etrafımdakilerin benim serzenişlerime verebileceği tüm cevaplar öylesine basmakalıp iken, duvara konuşmayı daha mantıklı buldum ama bir biçimde kayıt altında durmasını istiyordum. Tıpkı bilim kurgu filmlerindeki zihin klonlama gibi hayatımın bütün aşamalarını, bütün gençlik hata ve doğrularımı, tanıştığım berbat ve süper insanları -ki inanın ikisi birden olan da epey kişi vardı- kronolojik olarak, üstelik Hammurabi Yasalarının halkta oluşturduğu misali bir şeffaflıkla kayda almak istedim. Klavyenin başına oturup ilk kıvılcımı ateşlediğim anı dün gibi hatırlıyorum, okuldan çıkar çıkmaz...
Ha sen eğer tetikleyici unsuru soruyorsan cevap daha da basit: Ne yazık ki her zaman olduğu üzere aşk ve kin, ikisi bir değil tabii, ya da bilmiyorum. Hahah.
Gevezeliğimden de anlamış olabileceğin üzere yapayalnız biriyim okuyucu, bugüne kadar hep çok çok yalnızdım; eş, dost bilmem ne herhangi bir tanışıklık sınıfından hakikaten kadirşinas ve kendiliğinden, menfaatsiz ve gerek duyma biçiminde, yani yokluğumdan hicap duyulacak - varlığımla sükunet bulunacak denli bir istenç ile sevgi yahut değer gösterenim olmadığını açıkça söyleyebilirim, zira benim için yalnızlığın tanımı bir nebze bu. Dolayısıyla duygu dünyamdaki herhangi bir kıvılcım beni yazmak ya da en azından bir fiil işlemeye itiyor, şanslıyım ki bu konuda yemek yemek önde gelen bir şey değil, aksi takdirde Ağır Yaşamlar’da tanışırdın benimle, gerçi ne kadar kaldı ona da…
Demem o ki bok mu vardı da aşık olduk bir kere, yanlış anlama klişe bir ters köşe ile güzelleme gelmeyecek bu lafın ardından; aşık olmak yerine borsaya girmek gibi belki milyonlarca kat be kat daha iyi eylem sergileyebilecekken -ki iyi nedir tartışmak isterim bir gün seninle yüz yüze, evden çıkmayı isteyebilecek olursam şayet hayatımın bir anında- yaşım itibariyle olsa gerek (13 falan mı oluyordu hiç hatırlamıyorum ki) değmemesine rağmen onun için şiirler vesaireler yazarak başladım ve gerisi geldi gördüğün üzere...
Her neyse seni daha da süründürmeden, bu neşriyatın otobiyografi nitelendirilebilecek sıkıcı kısmına dalalım azıcık: Vatan adına önemli bir gün olan 18 Mart'ta (2000) dünyanıza teşrif ettim, ben de vatan yahut herhangi bir şey için önem arz edecek miyim bilmiyorum ama öğrenmenin vakti giderek yaklaşıyor gibi...
İnsanlar gerek hastalığımdan, gerekse zevklerim ve rengimden -esmerimdir afedersiniz- beni anlamadı, hatta açık net söyleyebilirim ki azımsanamayacak bir kitle de beni zerre sevmedi. Ha ama benim derdim dürüstçe bir sevişmemekle değil ve evet gıcıklığına kullandım bu kelimeyi; tam 18'imde -daha doğrusu evveldendi ama o gün artık su götürmez bir şekilde hiçbir düşüncemin kuruntu olmadığını- fark ettim ki hiç dostum da olmamıştı. Uğruna bir anda tereddütsüz can verebileceğim birtakım insan müsveddelerinin umurunda olmadığımı anlamak gibi, insanların sadece ben onlara sorduğum zaman bana nasılsın dediğinin farkına varmak gibi, aylar öncesinden doğum günü hazırladığım kimselerin ortada hiçbir sebep yokken -ki bunu ifade eden bizzat kendileri- beni tanımayışı gibi süreçler geçirdim, al işte bu da işin kin kısmı.
Yeter mi? Yok. Şimdi sen buna bir de doğuştan bir bedensel engel ekle, Serebral Palsi. Girdiğin her ortamda, hatta girmeden önce geçmen gereken yerleri hesap edip oralarda şayet merdiven gibi bir şey varsa trabzanı olup olmadığını düşünedurmak gibi kendiliğinden zihne yüklenen misyonları düşün; kaldı ki ben hiç bu yüzden ayrımcılığa uğramadım ama mesela bilirsin işte, kimse yüzüne bir şey demese hatta bunu aklından geçirmese dahi sen en azından bilinç altlarında o "şey" çocuksundur, hiçbir zaman ideal olan, aranan vs. olmayacağın kesin işte ama baştan kabullenince sorun yok. Her neyse amaaan, beğendin mi hikayemi?
Turgut Uyar'ın da dediği üzere
"Yazmasam ağlayacaktım."
Ağlayacaktım ki bir anda kendime geldim, benim gibi itilip kakılmış, anlaşılmamış, hor görülmüş o insanların sesi, nefesi, örneği, direnci yahut her ne derseniz o olmaya; çok dişliydim çünkü, çok inatçıydım, etrafım değişti ben kaldım, kimseyi geride bırakmadım, sürekli neyin bana yakışıp yakışmayacağını irdeleyip mümkün mertebe ona göre vaziyet aldım zira kırmızı çizgilerim ve prensiplerim beni her nerdeysem oraya getirdi, işte ben bundan çok memnunum.
Bakmayın adına, burası Alptuğ'un Mekanı değil, Alptuğ Dağ'ın değil; yalnız ve yaralı olan, anlaşılmayan herkesin. Selametle.
Alptuğ Dağ Kimdir ve Biyografisi
"İtiraf etmeliyim ki, aziz okur, benim ömrüm, her birini gebertmek istediğim insanlarla aramdaki buz dağlarını eritmeye çalışmakla geçiyor."
Blog Yazarlığına Başlangıç ve Motivasyon
"Sorarlarsa, 'Ne iş yaptın bu dünyada?' diye, rahatça verebilirim yanıtını: Yalnız kaldım. Kalabildim! Altı milyar insanın arasında doğdum. Ve hiçbirine çarpmadan geçtim aralarından..."
"Biraz kül, biraz duman; o benim işte..."
Eğitim Hayatı ve Kariyer Geçmişi
Hayat Görüşü ve Serebral Palsi
"Beni bir gün unutacaksan, bir gün bırakıp gideceksen, boşuna yorma derdi; boş yere mağaramdan çıkarma beni. Alışkanlıklarımı özellikle yalnızlığa alışkanlığımı kaybettirme boşuna. Tedirgin etme beni."
