Ahlı Yazı
Kaidemi yazamasam da baştan, bir yaşa daha basıyorum; önümdeki keskin belirsizliğe karşın tatmin dolu kalbim. Belki uzun yıllardır kasılmış bir kasın ilk kez gevşek oluşu gibi, uyku mahmurluğu gibi; onca, nice kaygılı ben, ciddiyetini gayet görmeme rağmen, endişelenemiyorum geleceğe.
İlk kez tasasızım şu son zamanlardır, ne kabuslar, ne sağlık sorunları, ne eksikliğini hissetmek birilerinin; hatta garip ki farkındayım, sakil durduğunun benle, vaktinde elzem sandığım şeylerin ve kimselerin. Bu demek mi ki ne hüzün ne kızgınlık silinir, sadece durabiliyorum işte ve durduğum yerde yorulmadan hem de, ilk kez.
İyi böyle ama bilmiyorum okuyucu, ilerisi nasıl olacak bilmiyorum; hakikaten doğru düzgün, her açıdan değecek bir işim olsaydı keşke, iti köpeği baş tacı edinmeden yahut iş bilmez salakların yanında telafi için fazladan iş gücü sunup gün sonlarında üç kuruşla ezilmeden; ederini almanın tadına varsaydım bugüne dek, dört değil on altı elim vardı sarılacak her işe ama öyle yoruldum ki hiçbir şey etmeyen çabalar icra etmekten... Öylece durmak koymaz oldu ne acı, bir konu hariç tabii:
Babam körleşiyor, etrafım yaşlanıyor, "artık yavaş yavaş olmamak üzere" bir gün gerçekleşeceği zaten kesin olan biçimde o aslan payı bana düşeyazıyor sorumlulukların... Kimsenin benden talep etmediği şeylerin dahi ve sahi eksikliğini dert edinmek için, "sadece kendimce olmayan biçimde" haklı sebeplerim var yani artık.
Engelim olmasa her şey çok mu farklı olurdu, muhtemelen olurdu, bunda benim de dahlim var evet ama bir yandan da biliyorum ki ben payıma düşeni kusursuzca yapsaydım bile yine kafamdaki o olmam gereken standarda yaklaşmayacaktım, çok şanslı isem eksi üçten eksi bire gelirdim ama asla sıfır değil ve realitenin devreye girip her şeyi acıklı kıldığı yer asıl burası işte... Farkındayım günden güne daha da eridiğinin kaslarımın, hatta platinimin galip geldiğini ve sinirlerime baskı yaptığını biliyorum gayet, insan kendini bilmek dışında neye yarıyor ki zaten...
Umutsuz değilim, sadece belirsizliğin devamlı titremesi uyanık tutuyor kaygılarımı, nasıl ve ne zaman yahut olacak mı, en azından bari sadece kendi kendini döndürebilen bir hayatım...
Bir zamanlar hoşlandığım ve benden hoşlandığını da bildiğim -yahut en azından sandığım- biri vardı o geldi şimdi aklıma, ona hiçbir şey için söz veremediğim için bozulmuştu aramız, o benden kahramanca ve sonunu düşünmeksizin "yeter ki birlikte olalım, bir biçimde hallederiz" romantizmi bekliyordu ama bak aradan neredeyse bir yıl geçiyor olsa gerek, o zaman halledemediğim hiçbir şeyi halletmiş sayılmam şimdi. Her şeyi düşünmek zorundayım ben, esasen herkes öyle ama bir ben işte...
Herhangi bir şekilde iki kişilik hayatın bana göre olmadığını anlıyorum yirmi altı yaşımda, zira bugüne kadar hep yalnızdım -eş, dost, sevgili her ne dersen yani hepsi- ve buna o kadar alıştım ve başka türlüsünü o kadar yaşamadım ki, en ufak yaşayagöreyim afallıyor yahut irili ufaklı hatalar yapıyorum, bilinsin ki en son benim suçumdur bu ama ne yapayım işte. Kaçıngan bir tip değilim ha, insanın çoğu zaman duygusal bir destekten ve biriyle bir olma duygusundan daha fazlasına ihtiyacı olmadığını öngörebilecek yaştaydım her zaman mevzu dışarıdan gelecek bir şeyse şayet. Kimsenin elini tutmadık ya ne diyeyim, kimseyle hayalini kuracak parlak bir geleceğimiz olmadı, kendi kendimize bile paçayı kotaramadık yani baksana şu hale, öyle çok yakın dostlarımız dert ortaklarımız olmadı... Bazen o herkesin kapıldığı "Ulan gençliğim boşa mı gitti?" çanları bende de çalıyor ama sonra düşününce... Genel toplumun "gençliğini yaşamak" tabir ettiği şeyi bana şu gün altın tepside sunsalar muhtemelen istemem biliyorum, belki de sorun içten içe "herkes gibi olmak istemek" tarzında bir şeydir bilinç altımda, nitekim hayat o kadar da geçirgen değil, nasıl başladınsa çok az dahi olsa o paralelde kalmaya devam ediyor, hele ki ortada fiziksel bir belirleyici varsa. Ha bu yaştan sonra kadere hayıflanan bir salak falan olmayacağım ama ne bileyim...
Bilmiyorum yani abi, bilmiyorum, bazı şeyleri hiç yaşamadık, bilmediğim şeye göre de yargılanmayı adil görmüyorum, bilmiyorsan öğren tipi mevzular da değil neticede bunlar, kestiremiyorum salak saçma hallerim, gaflarım, belki kınanmaya müsait yanlarım varsa öyle olduklarını; yeni mi doğdun deseniz, evet.
O kadar uzun zamandır her konuda tekim ki, insanlarla maksimum üç sastten fazla geçirmek daraltıyor zihnimi, hemen sessiz köşeme kaçasım geliyor, dışarı desen artık tamamen anlam ve işlevini yitirdi benim için, başkalarının bir yerinde yabancı hissediyorum alelade bir sokakta bile, hele kalabalıklar... Çok isterdim içten bir çift sıcak gözün üstümden ayrılmayan ve aynısı bence de kendilerine garanti edilmiş bakışlarına sahip olmayı ama bir işim bile yok, hiçbir şeyim yok; insanların bununla ilgilendiğini düşündüğümden falan demiyorum bunu, lakin başka türlüsü nasıl olacak, insan film değil roman değil...
Neyse, bir yere bağlanacak değil bu yazı, sadece her gün neleri düşündüğümü bil istedim. Olumsuz herhangi bir his yok içimde, hatta düzenli olarak sevdiğim şeyleri yapabildiğim için çok mutluyum da ama ah keşke bir de bu kadar kendime alışacak biçimde yalnız ve geleceği karanlık görünecek biçimde işsiz olmasaydım. Benim "küçük olmak zorunda kalmış dünyama" hoş geldin, umarım tarafımdan biraz olsun bakabilmişsindir.
Neticede artık 26'yım, bazı şeylere gözümü kapatamam. Yine de eskisinden kat kat sağlamım, düzenimi kuramassm da bunca belirsizlik içinde kendimi bulmak tesadüf etti ne mutlu, bir tür oyalanma biçiminde dahi olsa deniyorum işte, kendimi yaşatıyorum güleç videolar ve bu uzun dizelerde işte. Tüm bu anlattıklarım -sade şimdi değil yıllardır- var etti iyi kötüsüyle kişiliğimi, buyurunuz nasıl biriysem, ne nedense sebebi işte.
